Hürriyet

31 Aralık 2013 Salı

Kızım için manto dikmeye başlıyorum

Çok uzun bir ara verdim ama neden niçin kısmına girmeden hemen sizlere haber vermek istedim. Kızım için manto dikmeye başlıyorum.

Takip etiğim dikiş bloglarından en önemlisi olan dikişdersi, yeni yıla yeni bir proje ile başlıyor ve ben de uzun zamandır ara verdiğim elişi etkinliklerime böyle bir porje ile dönmeye karar verdim.

Dikişte oldukça acemiyim. Geçtiğimiz yıl gittiğim kursta sevgili öğretmenimin de desteğiyle bazı şeyler dikmeyi başarmıştım ama bu sene yaşadıklarım kurslara devam etmeme şu ana kadar maalesef izin vermediğinden bundan sonra kendi başıma yola devam edeceğim gibi görünüyor..

Kumaşımı Çarşamba günü Çarşamba pazarından metresi 10 TL'ye aldım, astarı da sanırırm 4 TL idi. Kendimi kaptırıp pek bir fazla almışım kumaşı ama sonrasında analı-kızlı giyebileceğimiz bir parça da kendim için çıkacak diye ümid edip mutlu oldum.

Kumaşım tay tüyü gibi bir kumaş. Önce Eda için uygun değil filan diye düşündüm. Klasik olacak ama kırmızı, yada turuncu renkli bir kaşe kumaş almak fikri ile gitmiştim pazar. Ama bu kumaşı görünce aklım kaldı diyebilirim. Yine de pazarı dolaştım, arzu ettiğim tonda bir kırmızı ve çok da güzel bir turuncu kumaş da buldum. Kırmızı kaşe kumaştan yapılmış mantoları her yerde her şekilde bulabilirim, ama kendi dikeceğim birşey için fark yaratmak, farklı olmasını sağlamak elimde diye düşünüp, pazara birlikte gittiğim sevgili arkadaşımın da beni desteklemesiyle bu güzel hardal sarısı tay tüyü kumaş eve gelmiş oldu. 

İçine de mor ve çok benzer bir tonda deseni olan bir ipek astar aldım. Kaldı düğmeler. Düğmelerin nasıl bir şey olması  gerektiğine henüz karar veremedim. Kemik mi, yoksa metal mi olmalı? Bilmiyorum. Sanırım önce manto dikilip bitecek sonra düğmecelir dolaşılacak. Ama bu arada, fikrinizi de almak isterim. Nasıl bir düğme almalıyım. Aynı tonda mı olmalı, yoksa siyah kemik bir düğme ile kontrast mı yapmalıyım? Ne dersiniz?

Şimdi sizlerle aldığım kumaşı ve kızım için diklmeye çalışacağım mantoyu paylaşmak istiyorum.

Model, Burda dersgisininin Eylül 2012 sayında yer alan 149 numaralı model. Benim çok hoşuma gitti. Umarım bittiğinde de güzel bir manto yapmayı başarmış olacağım.

Bu arada, yine fikirlerinize ihtiyacım var, baktığım bazı internet siteleri, mantoluk kumaşı biçmeden önce telalamayı tavsiye ediyor. Ama benim kumaşım zaten biraz dik duran bir kumaş olduğu için ve 5 - 6 yaşlarında bir çocuk giyeceği için telalamayı düşünmüyorum, sadece ön klapasını telalarım. Sizlerin fikrini de alabilirmiyim lütfen.



Bu vesile ile, 2013 yılının son yazısını yazarken, yeni yılın herkese güzellikler ve iyiyikler getirmesini yürekten diliyorum. Özellikle güzel ülkemin güzel insanlarının üzerindeki kara bulutların yok olmasını ve  daha aydınlık günlere güvenle kavuşmayı diliyorum.

sevgiyle....

4 Haziran 2013 Salı

Güzel Günler Göreceğiz, Nazım Hikmet - Edip Akbayram




Ey Türk Gençliği!

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
 

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


1 Haziran 2013 Cumartesi

Diren Gezi Parkı


Kırılma Noktası, Bekir Çoşkun

KIRILMA NOKTASI...

Dünkü yazımda “Kimse Taksim’de direnenlere desteğe gelmedi” yazmıştım…
Yazıyı tutturamamanın faydası…
Milyon geldi…
Limonunu alan, suyunu kapan, bir küçük bayrak bulan, yüreği olan Taksim’e koştu… Ve dün Türkiye’nin dört bir yanında çığlık vardı…
Bu bir “nasıl tutturamadım” yazısıdır…
*
“Hukuk” diyor…
Hukuku yok…
“Adalet” diyor adaleti yok…
“Devlet” diyor…
Devlet çiftliği…
“İnanç” diyor…
İnancı yok…
“Sevgi, saygı, kardeşlik” diyor…
Zerresi yok…
*
Kan içinde kaldı dün civan gençlerimiz, bir dal için…
Genç kızlar, delikanlılar ağaçların gövdesine sarıldılar…
Vatan o işte…
Bir dal…
Bir ağaç…
*
Anneler bebeklerini alıp gittiler…
O bebeği sevmek odur…
Onun olan ağacı talancıya vermemek…
*
Ama Türkiye’yi babasının çiftliği gibi gören tınmadı…
Çünkü izandan, sevgiden, saygıdan, hukuktan, adaletten, hoşgörüden, merhametten yoksun mu yoksun…
“Milletim” deyip dursun…
Kimdi Taksim’dekiler?…
Çinli mi?..
*
Dünkü olaylar bir kırılma noktasıdır…
Son günlerde peş peşe yaşanan olayların tümüne tepkinin toplamı…
Giderek basıncı artan tahammülün patlaması…
Bir yandan şeriatın ilanı gibi gövde gösterilerinin, bir yandan Cumhuriyetimizi kuranlara “ayyaş” demenin…
Bir yandan saltanat bayrağı açmanın…
Bir yandan mezhepçilik ateşini yakmanın…
Tümünün toplam yanıtı…
*
Bundan böyle işin zor usta…
Türkiye babanın çiftliği değil…
★★★
01 Haziran 2013 - bcoskun@cumhuriyet.com.tr

30 Mayıs 2013 Perşembe

Gömleğim yola çıktı,

Geçenlerde kendi beden kalıbımı çıkarttım demiştim ya, kumaşımda hazır olunca, hemen kestim ve başladım dikmeye ama başladığım hızda devam edip bitiremiyorum gömleğimi maalesef. Yine bir koşturmaca bir koşturmaca.

Öncelikle zaten gömleğimi kestim ve eşim yaklaşık 48 saat uyuyarak mevsim dönümü rahatsızlığını atlattı. O ve kızım evde olunca zaten dikiş maalesef açılamıyor ortalığa. Derken, eşim kalktı dinlenmiş ve iyileşmiş olarak hooop ben yattım bu seferde. Aynen ben de 48 saat yattım desem yanlış olmaz. Eşim kıskandın beni diyor ama geçtiğimiz haftaki İstanbul lodosu vurdu ikimizi de yerden yere. Daha doğrusu, bir vurdu yere pestil vaziyette uyuttu. Sonrasında da uyuyan güzel misali, uyandık ve kaldığımız yerden devam...

Haaa ben buraya gömlek ile ilgili yazmaya başlamışken gelmiştim değil mi? Evet, bu arada biçilimiş olan gömlek bekledi beni bir köşede. Ama şimdi aldım elime, başladım bakalım dikmeye...

Bedenler birleşti, kollar takıldı. Kol takma konusunda tam bir acemi şansı yaşadım, hiç sorunsuz kollar yerine oturdu. 



Şifon bir gömlek olduğu için temiz dikiş yaparak temizledim, yada sanırım İngiliz dikişi de deniyor bu yaptığım işe.

Biraz eğri büğrü oldu dikişim ama şifon kumaşa sahip çıkamadım bir türlü. Birde, sanırım biraz daha ince dikilmiş olması daha iyi olurdu ama bu ilk şifon gömlek dikişinde elden gelen budur.



Kolları manşetli olacak, kol ağızlarına verev biyeler hazırlayıp diktim. Onun da çok başarılı olduğunu söylemem mümkün değil tabi ama çok da kötü değil, değil mi ama?  

İlerleyen günlerde daha iyi sonuçlar elde edeceğimden eminim. Birde ilk defa yapıyorum ya neyi nasıl yapmam gerektiğinden çok emin değilim hani.  Bu hafta hastalıklar nedeniyle kursa da gidemediğim için hocamdan da destek alamadım. Ama olsun, daneme yanılma metodu benim için en iyi öğrenme yoludur. 


Şifon gömleğimde durum şu anda bu merkezde. 

Yarın koşturmacalı bir gün, ardından haftasonu geliyor, bu demektirki, gömleğimi elime almam mümkün olamayacak. Tamamlanması önümüzdeki haftaya kaldı demektir.

Manşetler var, yaka takılacak, ön patlar hazırlanacak ve ilikler açılacak. Düğmelerini aldım, aaa resimlemedim tüh. Ama herkesin bildiği klasik sedef düğmeler kullanacağım. 

Şimdilik benden bukadar. Ben gittim, yine geleceğim,

Haa bu arada, kendi beden kalıbımı nasıl çıkarttığımı da anlatacağım, sözüm var, unutmadım ama zamana ihtiyacım var lütfen affedin.

Sevgiler...







28 Mayıs 2013 Salı

Anneler Günü Kutlaması, Yılsonu Gösterisi ve Arnavut Kızım

Kızımın okulunda Anneler Günü kutlaması ve yılsonu gösteri için kızımın sınıfı ülkeler konseptli bir gösteri yaptılar. Daha önce bu gösteriden ve bizleri nasıl da heyecanlandırıp mutlu ettiklerinden bahsetmiştim.

Çocuklar çeşitli ülkelerin kıyafetlerini giyip, önce kendilerini tanıttılar, adlarını ve kaç yaşında olduklarını söylediler ve giydikleri kostümlerle hangi ülkeyi temsil ettiklerini de belirttiler.

Öğretmenleri Eda'nın Arnavut göçmeni bir ailesi olduğunu gözönünde bulundurarak kızımın temsil edeceği ülke olarak Arnavutluk'u seçmişlerdi. Bize de Arnavutluk yerel kostümünü bulmak düştü. Neyse ki Nemo kostüm imdadımıza yetişti. Çünkü bu tür bir kostümü satın almak oldukça pahalı. Ama Nemo Kostüm çok uygun şartlarda çok güzel kostümler hazırlamış, biz de oradan hallettik gösteri için kıyafet işimizi.

İşte Eda'mın gösteride giydiği Üsküp/Arnavutluk kostümü... Çok da yakışmış değilmi ama:)






Gösterinin sonunda bütün çocuklar hep birlikte sahnedeydiler.





Eee, gösteri yılsonu gösteriydi ama anneler gününe de denk getirilmişti, ve tabiki anneler için de özel bir gösteri hazırlanmıştı. Kendi elleriyle boyayıp, baskı yaptıkları t-shirtleri giyip şarkılar söylediler biz anneler için ve bizleri gözyaşları içinde bıraktılar...




Gözyaşları da bir yere kada değil mi ama? Sarılıp sarmalanıp keyif çıkartmak en güzeli...



Kuzum, seni seviyorum, seninle birlikte hayatımda ki herşey çok daha anlamlı çok daha güzel... İyi ki varsın!!!

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Bir elbise diktim,

Hani geçenlerde bahsetmiştim ya, Eda için elbise dikeceğim ve kendi kafama göre bir kalıp çıkarttım diye. İşte o kalıbı kullanarak bir elbise diktim ama Eda'ya değil. Eda'nın arkadaşı Buse için diktim elbiseyi. Tam kızım için dikmeye hazırlanırken, arkadaşı Buse'nin doğumgünü partisine davet aldık ve hemencecik elimizde olan kumaşlardan birini ve bir gün önce çıkartmış olduğum kalıbı kullanarak dikiverdim elbiseyi. 




Omuzları verev bir parça olarak hazırladım ve kolevlerinden omuza uzattım ve askılı bir elbise oldu. 


Aslında omuzlarda fiyonk yapmayı planlıyordum ama hazırladığım verev parçalar kısa kaldı fiyonk olmaya maalesef ve vaktim de olmadığı için, ben de düğme ile birleştirdim omuzda askıları.




Efil efil yazlık bir elbise oluverdi. Biz beğendik ve sevgili Buse'mize hediye ettik. Umarım o da severek önümüzdeki sıcak günlerde rahat rahat serin serin giyer.

Şimdi sıra kızımın elbisesine geldi, kendisi de dört gözle bekliyor elbisesini. Fazla bekletmemeye söz verdim.

Şimdilik hoşçakalın, yakında görüşmek üzere.

24 Mayıs 2013 Cuma

Eda'nın gelinliği

Geçtiğimiz hafta canım yiğenimin düğünü vardı ve eee büyük kız gelin olurda küçük kız gelin olmak istemez mi? İster tabiki. Hatta, bir de kendine damat bulmak istedi, buldu da. Epey zamandır kahve merasimi için hazırlık yapıyor ve arkadaşı Yağız Taha geldiği zaman Ona nasıl kahve ikram edeceğini prova edip duruyor... Büyük kız sayesinde benim kızımın da gözü erken açıldı. Hayırlısı artık.

Büyük kızımıza gelinlik ararken, benim kızım da tutturdu ben de gelinlik giyeceğim diye. Büyük gelinden izin istedik ve kabul edildi isteğimiz. Böylelikle benim kızım da düğünde gelinlik giyecekti.

Sıra geldi gelinlik aramaya. Küçükler için çok fazla alternatif yok maalesef. Olanlar da sıra savmaca durumunda. Ne kullanılan malzemeler ne de modeller arzu ettiğimiz gibi değillerdi. Ve böylelikle iş düştü başa.

Önce Sultanhaman tarafına gidip bütün gelinlik kumaşı satan mağazalar gezildi. Kumaşlar görüldü ve eve dönüldü. Ne malzemeler var, ne yapabilirim karar verdim.

Üzerinde papatyalar olan bir tülü çük beğenmiştim. Bununla tam daire kloş etek yapmaya karar verdim. Üzerine, saten karpuz kollu bir üst yapacaktım ve kollarını yakasını eteğindeki papatyalarla süsleyecektim. Eteğin içerisine is kat kat mor tülle destekleyerek kabartacaktım. ve belinde de mor tülden bir kurdele ile tamamlayacaktım gelinliğini kızımın. En zor kısmı karar vermek, karar verildikten sonra gidip dikmeye karar verdiğim gelinlik için uygun kumaşları alıp geldim.

Gelinlik bittikten sonra evde bulunan taşları ütüyle yapıştırarak üst bedene ve belindeki kuşağa biraz ışıltı verdim.

İşte diktiğim gelinlik. Ben çok beğendim, kızım tek kelimeyle ba-yıl-dı!. Görenler beğenilerini defalarca belirttiler. Yanında nazar boncuğu olan kim varsa kızımın üzerinde bir yerlere yerleştirdi.








Nasıl beğendini mi?

23 Mayıs 2013 Perşembe

Eda'nın kuaför koltuğunda ilk günü

Ben öyle vaktini kuaförde geçiren hanımlardan değilim. Eskiden, çalıştığım dönemlerde de çok vakit ayıramazdım. 

Her hafta uğrardım muhakkak, ama birinde manikür yaptırıyorsam, pedikür için vaktim yoktu. Diğer hafta pedikürü tamamlardım. Bir sonraki hafta diğer kadınsal ihtiyaçlar giderilirdi vs. Saçlarım çok düz olduğu için, fönle filan işim olmuyor, saçlarım da düz fönden başka bir şeyi kabul etmiyor dolayısıyla saçlarım için ancak boyadan, balyajdan başka işim olmuyordu kuaförümde. 

Kuaförüm de benim 25 yıllık kuaförüm. Kalfalık zamanında tanıştık ve bir daha saçlarım sevgili Murat'a emanet. Birtek, katlı bir saç modeli kullanırım, o saçımı kesmesi için gittiğim bir başka kuaförüm vardır. İkisi de beni bilir ve istediğim saçı yaparlar ve birbirlerinin yaptıkları konusunda dedikodu yapmazlar benimle. Hani klasiktir ya, bir berber diğer bir berberin yaptığına her zaman çamur atar, bizde o durum yok. 

Katlı kesimim dışında saçıma yapılanlar ve yapılacakları Murat belirler, zamanı gelince yapar. Hiç konuşmayız bile bu konuda. Beni bilir. Ne istediğimi, neyi nasıl kullanacağımı çok iyi bilir ve hiç sorun yaşamayız yıllardır.

Kızım dünyaya geldikten sonra haftalık ziyaretlerim azaldı, biraz da ihtiyaçlarımın öncelikleri değişti. Bütün gün suyun içinde evde, ev işlerinde ve kızımla ilgilenirken, manikürüm hayatımdaki önceliğini yitirdi. Ama bu sene, kızım tam gün okullu olunca hayat yeniden düzenlendi benim için. Kendime, dolayısıyla ellerime ayaklarıma ve saçlarıma daha fazla vakit ayırır durumda oldum. Ama bu işleri hep kızım okuldayken yaptığım için Eda'nın kuaförde geçirdiği zaman neredeyse hiç yok gibi birşey. Bir de saçlarını hiç kestirmediğimiz için yolu düşmedi Murat'ın koltuğuna.


Geçtiğimiz hafta, yiğenimin kınasıydı, düğünüydü derken, kızım da ilk defa kuaför koltuğuna oturdu. Ve ben hemen resimleyip paylaşmak istedim buradan da. 

Eda çok sevdi kuaför koltuğunu ve konuşmalarını duyunca duyduklarıma inanamadım. Kızım, "Dağınık topuz istedi". " dağınık topuz" dedi ve benim ağzım açık kaldı. Hayatında topuzmu görmüştü ki kendisi için dağınık topuz istiyordu. Murat'ta ben de çok güldük. Ve Murat'ın yardımcısı Cem ağabey, kızıma istediği dağınık topuzu yaptı:)

Manikürcü ablası, yine kızımın istediği "Nar Çiçeği" ojeyi sürdü, ve kızım böylelikle düğüne gitmeye hazırlandı.

Kuafördeyken kızımın saçlarının bitmiş halini resimlemeyi düşünemedim ama günün ilerleyen saatlerinde biraz bozulmuş olsada, kızımın istediği dağınık topuz işte böyle oldu.



hiç farkında değildim

ama, bu gün bir baktım ki dün 100. yazımı yayınlamışım. Bununla 101 oldu.

100 tane başlık ve konuyu buradan paylaşmışım. Kendimi tebrik ediyorum ve beni takip edip okuduğunuz için sizlere teşekkür ediyorum.


22 Mayıs 2013 Çarşamba

Diktiğim ikinci elbise

Daha önceki bir yazımda çok özel bir bün için iki elbise diktim demiştim ve birincisini sizlerle paylaşmıştım. Şimdi sıra geldi ikinci elbiseye.

İkinci kıyafetim, çok sevdiğim biricik yiğenim için. Geçtiğimiz haftalarda akşamı onun için bir kınagecesi düzenledik. Artık kızımızın düğün günü çok yaklaştı ve artık yuvadan iyilik dilekleri ile uğurlama zamanı geldi. 

Kına gecesiyle ile ilgili görselleri de sizlerle paylaşmayı arzu ediyorum. Ama önce bütün resimleri toparlamam lazım. Umarım yakında başarırım.

Yiğenim, diktiğim elbiseyi de kına gecesinde giydi. Aslında herşey bir şaka ile başladı. Kendisi zor beğenen birisidir ve bu özel gece için kendisine elbise bakınıp duruyor ve beğenemiyorken, ben şaka yollu hadi senin elbiseni ben dikeyim dedim ve TAMAM cevabını aldım. Ve işte o zaman aldı beni bir heyecan. 

Birlikte elimizdeki bütün Burda dergilerini taradık, uygun modelleri ayıkladık. Benim Çarşamba pazarı ve kumaşcılar tecrübelerimle modelleri eledik ve dergiler elimizde çıktık alışverişe. Beğendiğimiz elbiseler için uygun kumaşlara baktık ve uygun olduğunu düşündüğümüz kumaşların arasında seçimimizi yapıp eve geldik. 

Büyük bir telaş başladı. Ben hemen kalıpları çıkarttım ve bir deneme elbisesi diktim ve ortaya çıkan sonuç muhteşem oldu ve bu denemenin de verdiği cesaretle esas kumaşımızda uygulamaya başladım.

Elbiseyi bir an önce bitirip giydirmek en büyük dileğimdi, eğer elbiseyi beğenmeyecek olursa, bunu bana gönül rahatlığıyla ifade edeceğini biliyordum. Bir yandan hem dikeceğim elbiseyi beğenmesini arzu ediyordum hem de eğer beğenmeyecek olursa alışverişe çıkıp kendine uygun birşeyler bulabileceği zamanı olsun arzu ediyordum. O yüzdende elimi çok sıkı tuttum ve önce onun elbisesini bitirdim. Ama ben bu duygular içindeyken artık siz tahmin edin  heyecanımın büyüklüğünü...

Bu süreçte devam ettiğim dikiş kursundaki öğretmenimin destetiği ve katkıları çok büyük, kendisine bu vesile ile buradan da teşekkür ediyorum.

Yiğenem için seçtiğimiz model, Burda Dergisi 2012 yılı Aralık ayı sayısından 127 numaralı model.







Seçtiğimiz kumaşımız da modeldeki gibi payetli bir kumaş. Dikimi nasıl olacak, zorlayacakmı beni diye merak içerisindeydim ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Sadece gizli fermuarı elimde makina dikişi yapmak zorunda kaldım. Çünkü payetleri fermuar ayağında kontrol etmekte zorlandım. Onun dışında elbise oldukça rahat dikildi ve kalıp hani derler ya "cuk" diye oturdu. Hiç sorunsuz, provasız olarak elbise bitti. 

Elbisede sadece yakada bir oynama yapmak zorunda kaldık. Dekoltesinin derinliğini kendimize göre ayarladık. Onun dışında hiç bir değişikliğe gerek kalmadı.

Biz, özellikle de yiğenem elbisesini beğendi. Birtek boynuna bir tabela asmamıştı "elbisemi halam dikti" diye.

Elbisesine beğenisini belirten herkese "halam benim için dikti" diye dolaştı durdu bütün gece. Arkadaşları gece boyunca "bizim de halamız olurmusunuz lütfen" deyip durdular.

Bakalım siz ne düşüneceksiniz?







Resimlerde yüzlerimizi gizledim, bu yiğenimin tercihiydi. saygı duyuyorum.

Sizlerin yorumlarını bekliyorum....




Eda'nın yeni elbisesi

Eda'ma yeni bir elbise dikmeye karar verdim. Sanki elimde başladığım işi bitirmişim gibi yeni bir işe başlıyorum ama severim ben aynı anda birkaç işi birarada yapmayı.

Sabah sabah aklıma geldi, aldığım bir kaç kumaşım var Eda için dikerim diye planladığım. Havalar da birden bastırınca sıcak sıcak hemen dikesim geldi efil efil giysin kızım istedim.


Birinci kumaşım, minik kareli, pamuklu çok tatlı bir kumaş. Geçtiğimiz günlerde Çarşamba Pazarını ziyaretim sırasında almıştım, ve daha önce de bahsetmiştim bu kumaştan. Sanırım, bununla ilk elbisemi dikeceğim.




İkinci kumaşım ise bir penye, üstten ikinci, pembe penye. Bu kumaşımda Çarşamba Pazarı ziyaretlerinden birinde alınmıştı ve yine burada yaptığım alışverişten bahsederken sizinle paylaşmıştım bu kumaşımı da. Aynı kalıbı kullanarak farklı iki elbise koydum kafama. 





Kalıbımı da sabah sabah Eda gözlerini açıp okula giderken, hemen ölçülerini alıp, kafama göre bir şey çıkarttım, bakalım nasıl birşey olacak. Bu benim öyle kafama göre çıkarttığım ilk kalıbım olacak. Zaten askılı bir elbise yapacağım için elimi korkak alıştırmadan hemen çizip çıkarıverdim kalıbı. Umarım yanılmam.






Kalıbımı şöyle bir mantıkla çıkarttım. Önce Eda'nın koltuk altından göğüş çevdezirir ölçüsünü aldım. sonra, muhtemel askılarının olması gereken yerin ölçüsünü aldım ve kumaş katında kullanacağım için 1/4'ünü hesapladım. Bulduğum rakkamlar üzerinden de kalıbı hazırladım. Göğüs çevresi ve iki kolun arasındaki mesafeyi de kolevi olarak belirledim ve gerisini de çan etek dikecekmişim gibi aşağıya doğru genişlettim. Resimde görünen uzun ince parça, verev olarak iki tane olarak kesilecek ve kol evinden başlayıp biye olarak omuzda düğümlenen bir askı olacak. Diğer parçayı da ikiye katlayıp robada ayrı bir parça olarak süsleyip püsleyip kullanmayı hayal ettim ama dikmeye başlamadan tam olarak bilemiyorum. Hayal ettiğimi yapabilecekmiyim göreceğiz yakında.

Bitmiş halini en kısa zamanda paylaşmak üzere, herkese sevgiler...
Yakında görüşmek üzere.

Benim dünyamdan

17 Mayıs 2013 Cuma

Sansür - Bekir Çoşkun


Burada dünya görüşüm, siyasi duruşum ve inandıklarımla ilgili yazılar yazmak istemiyorum. Ama, hergün okumak için beklediğim, bazen tekrar tekrar okuduğum, bazen de dönüp dönüp arşivini karıştırdığım bir yazar Bekir Çoşkun. Yıllardır, kendimi bildim bileli yakın takibindeyim kendisinin. Bu günkü yazısını okuyunca, "Bana da koydular" dedim, ve burada da yayınlamak istedim. orada, burada, şurada okumamış ama yolu buraya düşünce belki bir kişi daha okur diye düşüdüğüm için... Lütfen, bir dakikanızı ayırıp okuyun.



Bekir COŞKUN ve Yazıları
SANSÜR...
Görmeyene, duymayana, anlamayana niye sansür koyarlar?..

*
Anons yap hoparlöründen, “Bedava sansür dağıtılıyor, ihtiyaç sahiplerinin meydana gelmesi duyurulur” diye...
Meydan dolmazsa namerdim...
Büyük kova, koca kutu getiren bile olur...
Kapacağı sansür içine çok girsin diye...

*
Sansürün ne olduğunu, duyarlı toplumlar bilir...
Aslında gazeteye, televizyona konulmadığı... Sansürün kendisine konulduğunun bilincindedir gelişmiş birey...
Bu, “Abi size sansür koymuşlar” diyor...
“Sana koydular” dedim...
Kızdı...
*
Ambarda el bombaları patladı, birlik havaya uçtu...
Sansür yoktu...
Dönüp soran oldu mu?..
Amerika istihbarat verdi, kendi vatandaşlarını uçakla imha ettiler, sansürsüz tabut konvoyları günlerce yayınlandı...
Yapanları “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye karşılamadılar mı?..
Kendisi bile ağladı duruma...

*
Dövüp, “Niye öyle durup durup sallıyorsun” diye bayrağı aldılar kızın elinden, yayınlandı...
Sansürsüz...
Ulusal bayramı kutlamak isteyenlerin gözüne gaz sıktılar, TV’de gördünüz sansürsüz...
Sansürsüz...
Atatürk’e çiçek bırakmak isteyen gaziyi tekmelediler...
Sansürsüz...
“Türk” sözcüğünü yamaçtan dozerle sildiler...
Sansürsüz...
Reyhanlı’daki resmi görünce “Ne bu rezillik ya?..” diyerek kıpırdayacak değil...

*
Değil televizyondan görmek ya da değil gazeteye bakıp da isyan etmek, bizzat kendisi oradaydı vatandaş...
Kafasına da parçalanan kamyonun tamponu düşmüş...
Yerde 51 ceset...
Ne dedi:
“Allah Başbakanımızdan razı olsun...”

*
Bence sana sansür gerekmiyor kuzum...
Bizzat sansürün kendisisin...

★★★
17 Mayıs 2013 - bcoskun@cumhuriyet.com.tr



15 Mayıs 2013 Çarşamba

Kendi beden kalıbımı çıkarttım

Sevgili dostlar, devam ettiğim dikiş kursunda  kendi beden kalıbımızı çıkarttık. Öğretmenimiz sağolsun, bize kendi beden kalıbımızı nasıl çıkartabileceğimizi öğretti ki, bu sayede bu kalıpla kendi istediğimiz pekçok modeli uygulama şansımız olacak. Ama benim için daha bu tür uygulamalara geçmek için çooook fırın ekmek ihtiyacı söz konusu. 

Etek ve pantolan kalıplarımızı da çıkartmıştık ki onları uygulayıp dikmek benim için hiç sorun olmadı. Çünkü düz dar etek dışında pek etek giymem. Dolayısıyla, çıkarttığımız düz dar etek kalıbı hemen hemen hiç provaya gerek bırakmadan dik dik giy durumunda. Ve daha şimdiden bir kaç etek diktim.

Aynı şekilde benim için pantalonlar da tek tip. Kendime yakıştırdığım bir modelim vardır, bellemişim hep aynı tarz pantalon alırım, artık aynı kalıbı kullanıp dikmeye başladım. Aynı şekilde, kendi pantalon kalıbımı çıkartırken de yine zorlanmadım ve hooop oldu bir pantalon. 

Ama üst beden kalıbı için aynı şeyi söylemem mümkün değil. Çünkü ben etek ve pantalonda tek kalıbı kullanırken, üstte değişik modelleri giymeyi severim. O yüzden de ortaya çıkan kalıp üzerinde oynamalar yapmak gerek. eee henüz acemi bir terzi olduğum için de bu kalıbı kullanarak uygulamalar yapmam zaman alacak ve beni zorlayacak.

Deneye deneye nelere ulaşacağımı hepbirlikte göreceğiz.

İşte benim çıkarttığım üst beden kalıbım...



Bu da dikmeyi planladığım gömleklik şifon kumaşım. Daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim, şifonu önce kolalıyorum ki kesmesi dikmesi beni çok zorlamasın. Böyle söylediğime de bakmayın lütfen, bu benim ikinci şifon denemem. Kolalama işi ilkinde benim şifona rahatlıkla hakim olup biçme ve dikme aşamalarında zorlanmamamı sağlamıştı. Edindiğim tecrübe ile bu gömleğim için de önce kolalama işlemini yapacağım öncelikle. Ama bu haftam biraz yoğun geçiyor biliyorsunuz düğünümüz var, dikişe vakit yok. Ama devam ettiğim kursta öğretmenimizin programında olan yakalı, manşetli gömlek işini araya iki tane elbise sıkıştırarak ertelemiştim. Şimdi kursumuz bitmeden, öğretmenime verdiğim sözü tutup gömleğimi dikeceğim.

Bu da benim dikmeyi planladığım şifon kumaşım. Altına da lacivert bir keten pantalon var dikilecekler listesinde. O nu da yakında paylaşırım...




Yakında görüşmek üzere... Yolu buraya düşen ve bu yazımı okuyan herkese güzellikler diliyorum.... haaa yolu buraya gelen ve yazımı okumayanlara yokmu derseniz, olmaz mı hiç. herkes güzellikeri yaşasın. Hele hele içinde olduğumuz bu günlerde, iyi haberlere güzel görüntülere çok ihtiyacımız var.

14 Mayıs 2013 Salı

İki elbise diktim

Ben var ya ben, çok özel bir gün için iki elbise diktim ve ikisi de çok güzel oldular. Sadece ben değil,  gören herkes beğenilerini belirttiler.

Maalesef elbiselere son anda karar verince, yapım aşamalarını resimlemem mümkün olmadı. Zaten acemi bir terzi olarak çok büyük bir heyecan ile dikmeye başladım. Bir  büyük heyecan ve bir büyük telaşla elbiseleri diktim. Bir aksilik olmadan bir an önce tamamlamak en büyük dileğimdi ki, bir sorun olursa, alışverişe çıkmak için zamanımız olsun istiyordum.

Devam ettiğim dikiş kursunda ki öğretmenimin bana destekleri için kendisine çok teşekkür ediyorum.

Bakalım, sizler yaptıklarımı beğenecekmisiniz?

İlk elbise benim. Burda Dergisi 2011 yılı Şubat ayında yayınlanan dergisindeki 429 numaralı elbise. Bu elbise aynı sayıda pekçok farklı şekilde uygulanmış. Kollu, kolsuz, karpuz kollu ve tunik olarak değişik alternatifleri sunulmuş. Ben, kolsuz bir elbise olarak yapmayı uygun gördüm.

Elbisemin kumaşını Çarşamba pazarına yaptığım bir gezide almıştım ve daha önceki bir yazımda da bu gezide yaptığım alışverişi paylaşmıştım sizlerle. Ve hani derler ya astarı yüzünden pahalıya geldi diye, işte bu elbisem için bu deyimi kesinlikle kullanabilirim. 

Elbiselik kumaşım 1 TL, astarım 2TL, dikiş ipliklerim için 3 TL verdim ve fermuarı için de 2,5 TL harcadım. Yani elbisenin toplam maliyeti 8,5TL ve aslında elbiselik kumaşımın maliyeti 1TL. Şaka gibi değil mi? Astarı yüzünden pahalıya gelmiş mi gelmemiş mi?


 



Yaptığım modeli devam ettiğim kurstaki dergilerden birinde beğendim ve o yüzden de elimde fotokopisi var.  Burada sizlerle paylaştığım resimler de o fotokopiden çektiğim resimler. Bu nedenle kaliteleri tatmin edici olmayabilir. (ama Burda dergisinin eski sayılarındaki model resimlerine nereden ulaşılabilir bilen varsa ve benimle paylaşırsa çok sevinirim)







Elbisemin bitmiş hali ise bu şekilde. Kumaşın tam rengi sanırım bitmiş haliyle birebir örtüşüyor. İlk resimlerde renk farklı çıkmış. 




Resimde kızım Arnavut gelini kostümüyle yanımda. Birgün önce okulunda yapılan gösteride bu kıyafetle gösteri yapmıştı ve bizlere çok özel bir gün yaşatmıştı. Kızçem, bu özel günde de bu kıyafeti giymeyi çok arzu etti ve ben de kıramadım kendisini. Kızımın Arnavut gelini resimleri de başka bir yazının konusu olmak üzere bekliyorlar.

İkinci diktiğim elbise ise bir başka yazının konusu olacak çünkü onun resimlerini tamamlayamadım.

Yakında görüşmek üzere. Umarım diktiğim elbisemi beğenirsiniz.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

James Blunt - Goodbye My Lover [OFFICIAL VIDEO]





Sanırım, dinlediğim en duygusal ayrılık şarkılarından biri de bu şarkı.....

Bu gün, radyoda dinledim ve içimi acıttı dinlerken. Daha önceleride defalarca dinlediğim bir şarkıydı bu ama bugün birbaşka yere dokundu sanırım... Paylaşmak istedim...

Herkese, sevdikleriyle, sevenleriyle mutlu mesut bir yaşam diliyorum

12 Mayıs 2013 Pazar

Abajur yapmak istiyorum,

Evim için bir abjur yapmak istiyorum. Kendi emeğim olsun, elimden çıksın hem elimdeki bir şeyleri değerlendireyim hem de kullanabileceğim birşey olsun diye düşünüyordum.

Aklımda daha önce bir çok internet sitesinde gördüğüm, balonun üzerinde kınnap denilen ipi mobilya tutkalı ile sabitleyip sonra balonu patlamak varken, nasıl yapabilirim araştırmaya başladım internette ve daha da hoşuma giden başka bir proje buldum, evdeki kullanılmayan dantel örtüleri, yine mobilyacı tutkalı ile balonun yada şu bildiğimiz şişirilen deniz topları var ya onun üzerine sabitlemek ve iyice kuruduktan balonu patlatmayı gördüm ve bayıldım. Evde bir sürü tek tek örülmüş, model olsun diye yapılmış danteller var, yuvarlak, dörtgen, beşgen, elips aklınıza ne gelirse o şekilde ve renkte bir sürü dantel, harika bir şey bunu denemeliyim derken. Bunların hepisi geride bırakacak başka bir proje buldum ki bunu kesinlikle en kısa zamanda yapıp paylaşacağım sizlerle....

İhtiyacınız olanlar, yağlı kağıt ve abajur iskeleti ve tabiki tutkal...

Bir kere birden fazla daire kesebilmek için yağlı kağıdı katlamış bunu yapan kişi ve onları bir güzel kasede toplamış.....















Kestiği daireleri dikerek birbirine bağlamış. İsteği uzunluğu gelene kadar daireleri birbirine eklemiş.... 




Birbirine eklediği daireleri, abajurun iskeletine monte etmiş ve çoook da güzel bir sonuç elde etmiş. Dedim ya, Hemen Şişhane'ye gidip bir hatta iki adet belki abajur iskeleti alıp bundan yapacağım. 



Sonucu görmek isterseniz, buyrun lütfen Rhett'in bloguna. Eminim diğer yaptıklarından da hoşlanacaksınız.

Benimkinin nasıl göründüğünü en kısa zamanda paylaşacağım sizlerle...

O vakte kadar sağlıcakla kalmanızı diliyorum




11 Mayıs 2013 Cumartesi

Bıraktığım izler de azalıyor!





Sevgili Anneciğim,

İşte sana evin her köşesinde,
Mobilyalarda, duvarlarda,
Hergün temizlemekten bıktığın,

Parmak izlerim.

Gün geçtikçe büyüyorum ve
Bıraktığım izler de azalıyor.

Bunun için sana,
Küçük sevimli ellerimin izlerini,
Anneler günü hediyesi olarak verip
Nice mutlu yıllar diliyorum,

Seni Seviyorum
EDA


Kızımın benim için hazırladığı anneler günü hediyesi.

Dün okulda muhteşem bir gün geçirdim. Kızım ve sınıf arkadaşları harika bir gösteri hazırlamışlar. Öğretmenlerinin ellerinden öpmek lazım. Onca çocuğu, öylesine muhteşem bir gösteriye hazırlamak nasıl bir beceri nasıl bir yetenek ve nasıl bir sabır işidir bilemiyorum, hayal bile edemiyorum. Ben evde bir tek kızımla yapmasını istediğim şeyi yapmasını istediğim zamanda yaptırabilmek için neler yapıyorum neler de ya oluyor ya da olmuyor. Hiç garantisi yok. Ama dün, hiç bir aksama olmadan, bütün çocuklar hepsi ne yapmaları gerekiyorsa, ne zaman yapmaları gerekiyor onu yaptılar ve çok da güzel yaptılar.

Biz anneler, babalar, anneanneler, babaanneler, dedeler, halalar, teyzeler, dayılar, amcalar, yengeler, ağabeyler, ablalar kimler varsa gösteriyi izlemeye gelen, herbiri, hiç saklamadan, saklanmadan gözyaşları içinde izlediler bütün çocukları, nasıl bir çoşku, nasıl bir heyecan vardı anlatamam. Sanki bir pop-star konseri izliyor gibiyik. Tezerahutlar, ıslıklar, alkışlar muhteşemdi.

Biz bu sefer, resim ve video kaydına girmedik. Yoksa, kayıt yapacağız, resim çekeceğiz derken anı kaçırıyoruz diye düşüdük. Ama okul, bu konuda ki hissiyatımızı anlamış olmalı ki profosyonel bir fotoğraf ve video ekibi ile bütün gösteriyi kayıt altına aldı. Biz de rahat rahat anın tadını ve keyfini çıkarttık.


Ve günün sonunda, çocuklarımız bizim için hazırladıkları hediyeleri verdiler. Eminim ki, ömrümün sonuna kadar saklıyacağım bir hediye olacak bu.

İyiki benim kızım olmuş, iyi ki beni anne olarak seçip gelmiş. Beni anne yaptığı için kızıma nasıl teşekkür ederim bilmiyorum... Umarım Onun için çok iyi bir anne olmayı başarabilirim....

Seni seviyorum Edam... Kızım.... Kuzum......


Bu vesile ile tüm annelerin anneler günü kutlu olsun!

10 Mayıs 2013 Cuma

Ben bu günden Anneler Günü'nü kutluyorum!

Sevgili dostlar, kızım uzun zamandır bugün okulunda yapılacak "Yılsonu Gösterisi ve Anneler Günü Kutlaması" için heyecanla hazırlanıyor ve her gece yarın anneler günümü diye yatıyor. 

Biliyorum ki okulda öğretmenleri de en az onlar kadar heyecanlı bütün bir öğrenim yılında öğrettiklerini sergileyecekler çocuklarımızla birlikte. Son birkaç haftadır sürekli provalar yapıyorlar. Kızım eve gelince o gün okulda neler yaptıklarını, yada gösteride neler yapacaklarını tekrar tekrar yapıyor ama "Anne bunlar sana süpriz, lütfen kulaklarını ve gözlerini kapat. Benim prova yapmam lazım" diyor.

Ve bu sabah, o özel ve beklenen gün geldi. Kızım bu sabah büyük bir heyecanla uyandı ve "işte bu gün anneler günüüüüüü" diye sevinç çığlıkarı içinde hazırlandı ve okulun yolunu tuttu. Beni de sıkı sıkı tembiledi sakın geç kalma gösterimi izlemeye gel anne diye. 

Eşimle birlikte bakıp bakıp, bu kız daha 4 sene önce, kucağımızda miniminnacık bir bebecikti diyoruz eleele vererek. Şimdi hoplıya zıplaya okula gidip, gösteriler hazırlıyor ve sakın geç kalma! diye de uyarıda bulunuyor. 

Bir de daha önce de yazmıştım ya, bir yiğenim var, kızım kadar çok seviyorum ve benim hayatımın en önemli insanlarından, işte o da yarın evleniyor. Yani benim için duygu yüklü, heyecanlarla dolu bir haftasonu başlıyor. 

Hep söylüyorum yolları da, bahtları da açık olsun. Tanrım, onları yalnız bırakmasın. Her daim, sevdikleri ve sevenleriyle birlikte, sağlıklı, mutlu ve şanslı olsunlar. Yaşam onlara keyf versin.

haydi ben gidip, bugünkü gösteri için, gözyaşlarımla akmayacak bir makyaj yapma yolu bulayım kendime. Çünkü biliyorum, reklamlarda bile duygulanıp hüngür sümük ağlayan ben bugün tutmam tutamam gözyaşlarımı...

sevgiyle....